Şeyda AYDIN


Sayın Şeyda AYDIN, beni kırmadığı için, kıymetli vaktini ayırdığı için, sorularıma cevapları ile eşlik ettiği için çok teşekkür ediyorum. Hayatında her zaman her şeyin dilediği gibi olması dileğiyle ve kendisinden daha fazla eser görmek umuduyla.


SORU1: Yaşadığımız devasa evrende kendinizi üç cümle ile tanımlar mısınız?


Şeyda Aydın evrenlerarası bir portal… Varoluş amacının başka evrenlerdeki hikâyeleri yazmak ve bunları diğer insanlara aktarmak olduğunu kavramış, tutkulu ve idealist bir hikâyeci, disiplinli bir romancı… Kendi spekülatif kurgularındaki paralel evrenler temeline aşk, romantizm ve mistisizm yerleştirerek hikâyelerini yazan bir anlatıcı… Elbette mesaj kaygısı gütmeksizin, gerek kendi anılarından, gerekse kendi rüya ve hislerinden beslenen, yansımalar diye adlandırdığı karakterlerini yazarken ziyadesiyle içselleşen ve bilim-kurguyu metafor olarak gören bir yazar kişisi.


SORU2: Her yazarın her eseri kendinden bir parçadır, zor ve zahmetli süreçlerden geçer. Siz eserinizi yazarken hiç sıkıntı yaşadınız mı? Ya da yaşadığınız en büyük sıkıntı neydi?


Eserlerimi yazarken –abartmıyorum– yazdığım karakterler kadar acı çekiyorum. Dışarıdan çok yorucu göründüğünün farkındayım ama bilerek ve isteyerek, hatta severek bir parçası olduğum –dışarıdan sıkıntı gibi görünen, ama bana şevk veren– tek durum bu bence. Neticede roman yazma süreçleri kendine inanan bir yazar için, kelimelerle bile olsa var olmasına imkân verdiği o karakter veya karakterler ile içselleşip bütünleştiğin dönemlerdir bence. Aksi takdirde ortaya çıkan hikâye derinlikten uzak olur. Eserlerimi yazarken ben, hiç ilham sıkıntısı çekmeyen, oturur oturmaz sayfalarca yazabilen biriyim. Yazıya dökmeden önce zihnimde filmini çektiğim kurgu algoritması tamam ise, sanki zihnimden uçup gider diye korktuğumdan olsa gerek, bir an evvel kelimelere döküp tamamlamayı yeğlerim. Bu da bana, eserlerimi çok kısa sürede tamamlayabilme dirayeti veriyor. Örneğin, son derece deneysel ve yalın olan ilk romanımı taş çatlasa iki ay kadar kısa bir sürede yazmıştım. Eh tabii ilk zamanlarda hiçbir beklentim yoktu; sadece yapabilecek miyim görmek istemiştim ve yapabiliyordum, başarmıştım; devamı da pekâlâ gelecekti. Ardından hayallerim gitgide büyüdü; yaşadığım ülkede yalnızca azınlıktaki bir okur kitlesi tarafından benimseneceğimi biliyordum; dünyaya açılmalıydım, çünkü zihnimdeki her şey evrenseldi ki hâlâ öyle. Dedim ki kendi kendime: “Eğer bunu yapabiliyorsam; evrensel bir yazar gibi, bir dünya romancısı gibi düşünmeli ve bunu bir seriye dönüştürmeliyim; çünkü hikâye böyle kalmamalı. Önümde uçsuz bucaksız bir kurgu; bitse de yeniden başlayan olaylar örgüsü, yolları birbiri ile kesişen karakterler var.” Her neyse. İşte o gün bugündür yazım dilimin aynı kalmayıp değiştiğine şahit olunca –itiraf etmeliyim– sürekli gelişip duran kendime hâlâ şaşırıyorum. Başka yazarları bilmem ama ben, hızlı yazan bir yazar olduğumdan fazla disiplinli çalışıyorum; erken kalkıyorum ve yazmaya başlıyorum; yazmaya akşam başlarsam da sabahlıyorum. Sıkıntı diyebileceğim tek şey uykusuzluk/yorgunluk; ama şikâyetçi değilim.


SORU3: Sizin için “yazmak” eylemi hayatınızı nasıl değiştirdi. Sizce “yazmak” eylemi insandan ziyade bir ülkeyi ne kadar değiştirebilir?


Böyle bir soruya çok kesin bir şekilde cevap verebilirim; ne bir yıl önceki Şeyda Aydın olduğumu ne de dünkü Şeyda Aydın olduğumu söyleyebilirim. Her geçen gün farklıyım çünkü yazma eylemi beni tepeden tırnağa sarsarak değiştirdi ve değiştirmeye devam ediyor desem yeridir. Nihayetinde yazma eylemi benim için, asla sona ermeyen ve sonsuz döngüye giren bir metamorfozdur; gerçek kendini tanımanı sağlayan içsel bir yolculuktur; kendi yansımalarınla kimi yerde yoldaş olduğun, kimi yerde yüzleşip dertleştiğin düşsel bir seyahattir. Seni acıtan, değiştiren, ama kesinlikle güçlendiren bir seyahattir yazmak.


Sevgiler...

26.03.2022

Şeyda AYDIN

427 görüntüleme0 yorum
PicsArt_02-20-09.41_edited.jpg