Karşı Konulamayan Olaylar ve Kriz Yönetimi

Eski zamanlara dönersek, Atina’nın kurulmasından bile önce, tarihte bir kavram belirmiştir; Asabi Toplum. Bu tam olarak konuya uymasa da ben metafor olarak oldukça benzetiyorum. Asabi Toplum o dönemdeki devletlerin gelişmişlik -yani pek de gelişmemiş- düzeyine ve savaşçı yapılarına bağlı olarak söylenen bir terim olarak karşımıza çıkmıştır. Ne kadar yayılmacı bir politika izlerlerse gelişmişlik düzeyleri o kadar geride oluyordu. Kültür ve medeniyetle ters orantı olarak görülürdü. Ana güdüleri savaş olduğu için gelişmişlik açısından geri kaldılar. Bu insanların serin kanlı ve çabuk odaklanabildiğini tahmin etmek çok zor değil. Savaş ortamları izdiham ortamlarıdır ve o zamanlar ellerinde tüfekleri olan insan güruhu değildiler. Yakın dövüşte ani kararlar alması ve seri düşünme becerisini geliştirmiş olması gereken toplumlardır. Ne var ki ani olaylara serin tepki vermek onların devamını sağlayamamış. Buradan yola çıkarak sorunlara karşı serin kanlı olmanın tek başına yeterli olmadığını görüyoruz. Soğukkanlılık hayatımızın her anında lazım olan bir şey, bu yadsınamaz ama o soğukkanlılığın yanında plan becerimizi de geliştirmemiz gerekiyor. Tek bir senaryoya bağlı bir hayat sürdürmeye çalışmak durumu daha da güçleştirecektir.

Buna verilebilecek en klişe örnek araba kazası olacaktır. Bunun birçok varyasyonu olacaktır. Ben kazanın bizim tarafımızdan yapılıp karşı veya yan tarafımızdaki kişinin yaralanması senaryosundan ilerleyeceğim. Oldu da ciddi bir kaza yaptık. Planlarımız vardı, tatile gidecektik ve şemsiyemiz, hasırımız, sahilde yeriz diye yaptığımız atıştırmalıklarımızla yola çıktık. Sonra her şey değişti. Arabayı kullanıyorsak ilk önce aracın kazadan dolayı yoldan çıkmasına engel olmak zorunda kalabiliriz. Eğer paniğe kapılırsak bir anda şarapnelden uçabiliriz. Bu işin soğukkanlılık kısmıydı. Planlı olmamız gereken kısım ise ardından geliyor. Yanımızdaki veya karşımızdaki kişi yaralandıysa ilk iş arkamıza aracın kaza yaptığını gösteren üçgenleri koyup acil yardım ekipmanlarını bagajdan çıkarmak ve onları kullanacak yeterlilikte olmamız. Tabi bu süreçte ambulansı aramayı unutmuyoruz.

Bu süreci yönetecek yeterli bilgi ve donanıma sahip değilsek karşımızdakinin kalıcı hasar görmesine neden olabiliriz. O an kendimize acıyıp öz eleştiri yapma saati değil. Eyleme geçmemiz gerekiyor. Bunu ölüm kalım meselesi olmadığında da aynı şekilde yürütebilmeliyiz. Hayatımızda çoğu şey plana göre gitmez. İşleyişin bir çarkı veya halkası zarar gördüğünde çoğunlukla ortak histeriye kapılıp işleri daha kötü etme eğilimimiz var. Bu hayatta hem fiziken hem de ruhen oldukça hasar almamıza neden olabilecek hatalardır. Çoğu zaman minik bir kalp çırpınışımızın etkisinde kalıp hayatımıza yön verecek o nefeslik kararları kaçırıyoruz. Hayat bizi bilmediğimiz konularda da aksiyon alma yoluna itmekte kararlı olabiliyor. Bilmediğimiz bir durumda ne yapabiliriz ki? İşte asıl soru bu. Sonuçta koca binaların altında saklansak da biz hala doğa koşullarında yaşıyoruz ve ani vereceğimiz karar ve refleksler bizim birkaç saniye ile yıllarımız arasındaki bir zaman dilimlik hayatımızı değiştiriyor.

Kimse mükemmel değil, elbet hata yapabiliriz. Bu hata bazen geri dönüşsüz olsa da çoğu zaman sandığımızın aksine düzeltilmesi mümkün oluyor. Tek yapmak gereken işin içinden nasıl sıyrılmamız gerektiğini düşünmek. Panik anlarında düşünmek pek mümkün olmadığı için bu biraz olsun refleksleleşmiş tepkilerimize bağlıdır. Aslında o çok kıymetli tek soluk anına sahip olsak her şeyi çözeceğizdir ama zaten o zaman panik anında olmuş olmuyoruz.

Toparlamam gerekirse serin kanlılık gereklidir ama biraz olsun temel konularda başımıza gelecek durumlara karşı kendimizi eğitmemiz gerek. Çocuklarımıza aslında korkunun kafamızın içindeki bir kavram olduğunu ve aslında yararlı bir mekanizma olduğunu öğretmeliyiz. Korku atalarımızı zamanında yırtıcılardan korumuş bir mekanizmadır ama bunun beynimize gölge düşürmesine izin vermeden kullanmalıyız. Sadece adrenalinin verdiği güçle ve acil durumlar için öğrendiğimiz temel bilgilerle kendimiz için en yararlı olacak senaryoyu kurmalıyız. İş görüşmesinde, saldırıya uğrarken, tüm paranı kaybetmişken veya dünya başına yıkılırken kalkmayı düşünmelisin. Vücuduna kulak vermeli ve onu en iyi silahın haline getirmelisin. Vücudunun senin aleyhine salgıladığını düşündüğün hormonları yönetmeyi öğrenmelisin. Baloncukta yaşamanın kimseye faydası yok.

Baloncukta yetişmiş çocuklar panik durumlarını kaldıramayıp hayatlarının travmatik bir dönüm noktası olmasına izin verebiliyorlar. Çok iyi hatırlıyorum babam ben küçükken bir çekirge yakalamıştı. Ardından salsak da benim onu sevmemi sağlamıştı. Bu sayede belki toplumdan göreceğim için korkacağım bir mahluk olmaktan çıkmıştı. Bir keresinde de arabayı bir tarlaya sokup tamamen bana bırakmıştı. Ayağım pedallara yeni erişiyordu ve tamamen gitmişti. Ben araçla tüm gün tarlada tur attım. Bütün bu yaptıkları aslında bir tür öz güven pekiştireciydi. Benim kendime güvenmemi sağladı. Bu sayede başıma gelen anlık olaylara tüm benliğimle karşı gelecek gücü bulabiliyorum. Çocukları en iyi koruma yöntemi onların kendilerine güvenmesini ve korumasını öğretmektir. Eğer başımıza bir şey gelirse onlardan yardım isteyebileceğimizi bilmeliyiz ama onlar yanımızda değilken ve kimse beyaz atına atıp bizi kurtarmaya gelmeyecekken biz kendi kılıcımızı kuşanmak zorundayız.

Güçlü ve stratejik çalışan zihinler önemli.

Gamze Işık TOKDEMİR

29.06.2022

278 görüntüleme0 yorum
PicsArt_02-20-09.41_edited.jpg