KIRIK DAKTİLO

Tık… Tıkkk… Tıkkkk… Vırttt… Bütün gece susmamıştı kırık daktilosunun sesi. Komşularının bundan rahatsız olduğunu bilse de alamıyordu kendini yazmaktan Selçuk. Sadece bir heves olarak görülen okuma ve yazma sevdasından öyle kolay vazgeçemezdi. Kapıyı aralayan eşi Despina: “Hala uyumadın mı sen? Bu saatte ne yapıyorsun?” diye çıkıştı eşine. Aslında karşı çıkmıyordu çalışmasına ama kendini harap ettiğini gördükçe üzülüyordu eşi için.

“Çok güzel bir hikâye yakaladım hatun, sen yat ben sabahlayacağım.” dedi Selçuk güzeller güzeli eşine.

Despina çaresiz kendini uykuya teslim etti “Bari bu sefer olsa.” diye kendi kendine söylenerek.

Selçuk yazdığı hikâye ve denemeleri gazetede ‘Tefrika’ olarak yayınlatıyordu. Eline geçen üç beş kuruş da kâğıda, mürekkebe gidiyordu. Şişe dibi gözlükleriyle hala devam ediyordu yazmaya. Gazeteler geri çevirmese de yayınlanmış tefrikalarını yayınevleri kabul etmiyordu böyle şeyler okunmuyor artık, sürükleyici romanlar yazmalısın, diye. Selçuk ise hiç vazgeçmedi ülkesinin insanlarını yazmaktan. Herkesi dinler, herkesle konuşur ve bir hikâye çıkartırdı.

Evet, insanlar hayal dünyasında yaşamak istiyordu ve Selçuk bunun farkında olsa da memleketinin insanlarını yazmaktan vazgeçemiyordu. Öğretmenlik hayatı boyunca nice öğrencisi ve ailelerini görmüştü. Kimi kızını okula yollamak istemez kimi de okuldan sonra çift sürmeye koştururdu çocuğunu. Anadolu’nun çilesini çocuklar çekiyor, derdi çoğu zaman Selçuk.

Onlardan biriydi İsmail. Yazmaya başladı Selçuk öğrencisi Ateş İsmail’in hikayesini.


“İsmail ateş gibi bir oğlan. O yüzden lakabına Ateş takmış köylü. Gündüzleri okula gider İsmail, okuldan sonra da babasının tarlasına ırgatlık yapmaya. Öğretmeni Selçuk gurur duyardı bu öğrencisiyle. Zaten öğretmeninden de başkası da İsmail’den bir haberdi.

‘Ne olacaksın bakalım büyünce?” diye sormuştu bir gün Selçuk Öğretmen çocuğa.

‘Subay olacağım ben öğretmenim. Belimde silahımla düşman bırakmayacağım yurtta!’ derdi Ateş İsmail öğretmenine.

Selçuk Öğretmen’in göğsü bir kere daha kabarmıştı öğrencisiyle. Yurt sevgisini de aşıladığını görmüştü öğrencisi Ateş’te.

Bir gün kara haber geldi öğrencisinden. Hastaneye koştu Öğretmen Selçuk. Köy öğretmenleri hem öğretmen hem de aileden gibiydi ya keşke görmeseydi öğrencisini öyle. Hastanede öğrendi İsmail’in durumunu. Patoza kaptırmış İsmail tek kolunu. Kan revan içinde getirmişler hastaneye. Mecbur parçalanan kolu söküp almışlar İsmail’den.

‘Subay yapmazlar bundan gayri beni, almayın kolumu!’ diye inlemiş garibim.

Koluyla birlikte hayalleri de gitmiş İsmail’imin. Tek koluyla ne yapacağını düşünmüş günlerce. Bu durumdan dolayı okula gidemediği sürede ziyaretine gelen öğretmeninden kitap istermiş. Öğretmeninin getirdiği kitapları okurmuş bir solukta. O günden sonra fazla konuşmamaya başlamış İsmail yarım kaldığını sanarak. Babası bu halde bir evladın artık tarlada tapanda işe yaramayacağını düşündüğü için kendi haline bırakmış oğlunu. Öğretmeniyle daha fazla vakit geçirmeye başlayan İsmail bir gün sormuş:

‘Bu yarım halimle ne olurum ben şimdi?’ diye öğretmenine.

Öğretmen Selçuk; ‘Başarılı olmak için tek kol da yeter. Bu yurttan ne halde olanlar nerelere geldi. Yeter ki sen vazgeçme. Bakarsın daha büyüğü olursun hayallerinden.’ diye yüreklendirirmiş. Okuma hevesi hiç geçmeyen İsmail köydeki çocukların kendine yeni lakap olarak ‘Sakat’ demesine bile aldırmadan gece gündüz okumuş. Artık tarlaya da gitmediğinden bütün vakitler onunmuş zaten.

İlkokulu bitiren öğrencisini babası yollamayınca Selçuk Öğretmen üstlenmiş okul masraflarını. Yatılı bir okula yollamış oğlanı. Allah’tan eşi Despina anlayışlı kadınmış da kıyamamış oğlana. Derken lise zamanı gelip çatmış. Lise sınavlarında oğlanı okutmak farz olmuş yine Selçuk öğretmene. Üniversitede hukuk tutturduğunu öğrenince havalara uçmuş Selçuk Öğretmen. Biraz Selçuk Öğretmen yardım etmiş çok sevdiği öğrencisine, biraz da Ateş İsmail hem okuyup hem çalışmış kendini işe almak istemeyenlere ısrar ederek. Mezuniyeti için Selçuk Öğretmene bir davet yollamış. Ailesinin haberi bile yokmuş nerede ne yaptığından.

Eee davete icabet etmemezlik olmaz. Kalkmış başka bir şehrin yolunu tutmuş Selçuk Öğretmen. Üniversite zamanı boyunca görmediği öğrencisi eline sarılmış öğretmeninin. Yağız bir delikanlı duruyormuş Selçuk Öğretmenin karşısında diplomasıyla.

‘Gönül borcumu nasıl öderim size öğretmenim?’ diye sormuş İsmail, Selçuk Öğretmen’ine.

‘Elindeki geleceğini kuracağın diploma ile Ateş İsmail...’ demiş Selçuk Öğretmen gözyaşları içinde. İsmail de tutamamış kendisini ağlamaya başlamış. Birincilik ile bitirdiği okulun kürsüsünde babam Selçuk Öğretmen sayesinde bugünü gördüm, diye teşekkürünü etmiş öğretmenine.

İsmail artık başarılı bir avukat, ne okumaktan ne de baba bildiği öğretmeninden vazgeçen.

Avukat olunca kıymete binmiş köylünün gözünde Sakat İsmail. Destek olmasalar da kıramazmış köylüsünü ve ailesi İsmail; böyle görmüşler böyle gitmiş kaderleri, diye.


Hikayesini bu şekilde noktaladı Selçuk. Öğrencisiyle ne adar gurur duyduğunu bütün yurt öğrensin diye sabah erkenden gazetenin yolunu tuttu. Öğretmenliğin kendine en yakışan meslek olduğunu, yazma aşkından da vazgeçemediğini hatırlatarak kendine.


Betül FIRAT

17.09.2022

274 görüntüleme0 yorum
PicsArt_02-20-09.41_edited.jpg