Mira Yayınevi

Mira Yayınevi


Bugün farklı bir gün olacak Mira için. Belki de hayatı için bir dönüm noktası olacak. Degaje yakalı mor bluzunu üzerine geçirip aynada kendini izlemeye başladı. Saçlarını her zamanki gibi topuz yaptı. Küçük şans getirdiğini düşündüğü boncuklu küpelerini taktı. Artık hazırdı. “Takunyalarımı da geçirdikten sonra ayağıma...” dedi. “Şunlara takunya demekten vazgeçemedim bir türlü” dedi ve güldü kendi kendine. Sonra çantasını alarak sokağa attı kendini. Diğer insanlar gibi bir yere yetişmeye çalışıyormuşçasına acele ediyordu.

Yolda yürürken de kendi kendine olumlama yapmaya çalışıyor, bildiği bütün duaları sıralıyordu.

“Bu işi almam lazım; daha ne kadar dayanabilirim bu boşluğa bilmiyorum. Biriken faturalar, borçlar ve akmayan hayatımın düzene girmesi gerek artık.” diye söylenirken durakta gördüğü orta yaşın üzerinde olan kadın;

“Efendim, bir şey mi dedin kızım?” diye sordu.

Mira da;

“Yok teyzeciğim, bir şey demedim. İş görüşmesine gidiyorum da heyecanlıyım biraz.” diye cevap verdi.

Teyzenin yüzü gölgelendi birden ve

“Muvaffak olursun umarım evladım, zor bu zamanda.” diyebildi ve gelen araca bindiler alelacele.

Mira aklındaki bin bir düşünceyle baş edemez halde durakları takip ediyordu; ineceği durağı kaçırmamak için. Önce üstünü başını tekrar düzeltti. Sonra da elindeki özgeçmişini yazdığı kâğıda baktı uzun uzun. İşi olsa kariyerinin başlarında genç bir hanım olarak görülecekti. Yıllarca okumuş, çeşitli yerlerden farklı eğitimler almıştı. Hepsinin yeterli görüleceğini düşünmeye başlamıştı ama bu görüşmeye gittiği dördüncü iş başvurusu olacaktı.

Aniden ayağa fırladı ve düğmeye bastı. Düşüncelere daldığı için az kalsın ineceği durağı kaçıracaktı. İndiği yere ve indiği araca baktı; doğru yer olduğuna kanaat getirdi. Pantolonunun cebine sıkıştırdığı adresin yazılı olduğu buruşmuş kâğıdı çıkardı ve binaların numaralarına bakarak ilerlemeye başladı. Sonunda aradığı yeri bulmuş ve binaya girmişti. Hemen kat ve kapı numarasına baktı ve saatini kontrol etti. Daha yirmi dakika daha vardı kendisine verilen randevu saatine. Ağır ağır merdivenden çıkmak istedi ama yorgun gözükmemek için asansöre yöneldi. Doğru kata geldiğinde indi ve karşısında duran kapıdan derin bir nefes alarak girdi.

Büyük bir salon ve içinde çeşitli eşyalar olan yerde danışacağı kişiyi bulmak zor olmadı. Bekleme salonu olduğunu tahmin ettiği koltukların bulunduğu yerin hemen arkasında büyük bir kapı ve kapının sol tarafında bir masa bulunuyordu. Masada oturan hafif meşrep kadına doğru yöneldi.

“Affedersiniz, Kalibre Yayınevi burası mı? Şey… ben…” derken cümlesini tamamlayamadan karşısındaki kadın küçümseyerek;

“Kapıdaki yazıyı görmediniz galiba. Evet, burası! Ne istemiştiniz?” diye lafını böldü.

Mira sinirlendiğini belli etmeden, sakinliğini koruyarak;

“İş başvurusu için gelmiştim.” dedi. Sekreter kadınsa hiç istifini bozmadan eliyle bir kâğıt uzattı. Mira’nın yüzüne dahi bakmadan;

“Şu formu doldurup ver, sonra sırayla alırız.” Dedi elini havada kaybol anlamında sallayarak.

Mira çevresine bakındı, kendisinden başka birkaç kişi daha gördü. Hemen formu alıp koltukların birine ilişti.

“Dakika bir gol bir, bu ne böyle!” Diye söylendi kendi kendine.

Kendisini sakinleştirip formu ve soruları doldurup tekrar sekretere götürdü. Bir şey demesini beklemeden önceki oturduğu koltuğa doğru döndü ve oturdu. Yan koltuktaki kendi yaşlarında olduğunu tahmin ettiği adam;

“Başarılar!” dedi.

Aynı şekilde karşılık verdi Mira da. Şu an kimseyle konuşmak ya da tanışmak gibi bir düşüncesi yoktu, istemiyordu da. Kendini görüşmeye odaklaması gerekiyordu. Öyle de yaptı. Birkaç kişi alındıktan sonra; sekreter eliyle işaret ederek;

“Sen, evet, sen gel. Sıra sende.” dedi.

Mira da bu ne bayağılık diye düşünerek içeri girdi. Ne biçim bir hitap etme biçimiydi bu?

İçerisi salon gibi olağan değildi. Gayet gösterişli bir oda ve oldukça büyük bir masası olan, önünde kaliteli olduğu belli olan deri koltuklar, hemen köşede büyük sayılabilecek bir akvaryum ve çalışma masası bulunmaktaydı. Odayı çok süzdüğünü fark eden Mira büyük masada oturan adamla göz göze geldi ve adamın buz gibi olan bakışlarıyla karşılaştı. Adamdan gözünü ayırmadan masaya doğru ilerledi. Zorla;

“Ben Mira. İş başvurusu için gelmiştim.” Dedi bir çırpıda.

Adam ise önce bir süzdü Mira’yı, sonra kafasını yukarı aşağı salladı birkaç kere ve bir şey demeden koltuğu işaret etti, oturmasını dikte eder gibi. Mira da etrafına bakındı ve adamın gösterdiği koltuğa dikkatli bir şekilde oturdu.

Yayınevi sahibi elindeki formu okumaya koyuldu. Mira için heyecanlı bekleyiş başladı. Adam arada bir kafasını sallıyordu ama ne anlama geldiğini çözemedi Mira. Sonra kafasını kaldırıp Mira’yı bir kere daha süzdü.

“Özgeçmişiniz yanınızda mı?” diye sordu.

Mira hemen elindeki özgeçmiş dosyasını uzattı ve geri çekildi. Adam alıp tekrar okumaya koyuldu. Bu sefer sadece başını sallamıyor bir yandan da anlamsız “Hımmm, ımmm.” gibi mırıltılar çıkarıyordu.

Sonra tekrar Mira’ya baktı.

“Mira hanım bizim aradığımız pozisyon için yeterli donanıma sahip değilsiniz. Yine de bir de sizi dinlemek isterim.” Mira’nın başından aşağıya kaynar sular dökülmüştü sanki. Ne diyeceğini bilmez halde;

“Benimle ilgili bütün bilgiler özgeçmişimde yer almaktadır, haricinde sormak istediğiniz varsa cevaplayabilirim.” dedi yutkunarak.

Mira ne diyeceğini ne yapacağını bilmez halde karşısındaki kibirli adama baktı. Yayınevi sahibi olsa da insanlara böyle tepeden bakması hiç hoşuna gitmemişti. Formunu alıp arkasına bakmadan uzaklaşmak istedi ama işe de çok ihtiyacı olduğundan yapamadı.

Adam birkaç defa daha salladı başını. “Bakın! Açık konuşacağım. Bizim burada profesyonellere ihtiyacımız var. Yeni yetmelerle vakit kaybedemeyiz. Hiçbir sektör hata kabul etmez. Burada çalışanlar gece gündüz demeden çalışır ve çok titiz olurlar. Sizi getir götür işlerine verelim isterseniz. Diğer işleri için profesyonel seviyeye gelene kadar öğrenmeniz lazım.” dedi doğal bir şeymiş gibi adam.

Mira’nın gözleri dolmuştu.

“Tecrübe çalışarak oluyor. İşsiz olunca da ne iş olsa yaparım dememizi bekliyorsunuz. Özgeçmişimi dikkatli okumadığınız belli. İşimde yeterince profesyonelim. Sizin aradığınız özellikler başka olsa gerek ya da oturuşumu mu beğenmediniz? Belki de göz rengim hoşunuza gitmedi. Almamak için bahane mi bulamadınız?” dedi öfkeyle.

Anlam veremiyordu işverenlerin bu tavrına. Diğer başvuru yaptığı yerler ücrette düşük davranmışlardı ama yine de kendi işi olacaktı. En azından işini aşağılanmayarak yapacaktı.

“Affedersiniz ama ben sizinle çalışamayacağım bu şartlarda. İşe alınınca aşağılanmayacağım bir yeri tercih edeceğim. Umarım ilerde de aynı sektörde karşılaşmayız.” diye hışımla çıktı odadan.

Sekretere dönüp içerideki evraklarını istedi. Salonda kalan birkaç kişiye;

“Allah sabır versin size.” dedi.

Sekreterin elinden evrakları aldığı gibi asansöre koştu. Bu izbeden bir an önce çıkmalı ve sakinleşmeliydi. İşe ihtiyacı olsa da bu tavırlara katlanamayacaktı. Şimdilik diğer yerlerde çalışıp, kendini geliştirip; bunun gibi adamlara bırakmayacaktı meydanı. Bugün ettiği yemin bundan ibaretti. Kendini hafiflemiş hissetti. Kendi işini yapacağı ve taviz vermeyeceği bir yer bulana kadar ümidini kaybetmeden uğraşacaktı.

Sinirleri yeterince gerilmiş bir şekilde eve nasıl gittiğini bilemedi. Kendini yatağına atarak hüngür hüngür ağlamaya başladı. Ne olursa olsun emeğini sömürmelerine izin vermeyecekti ve bu konuda kararlıydı. Sakinleşene kadar kaldı olduğu yerde. Her zaman olduğu gibi sinirlenince çikolataya sarıldı. Biraz olsun kendine gelebilmişti artık. Gün bitmese de uyku basmıştı Mira’yı. Yaşadıklarının ağırlığı ile uyuyakaldı.

Ertesi gün randevu olmadığı için alarmını kurmamıştı. Çalan telefonun sesiyle uyandı. Tanıdık bir numara değildi arayan.

“Alo...” diye şaşkın bir ses tonu ile cevapladı. Telefonda aldığı sesi hemen tanıdı. Kalibre Yayınevinin hafif meşrep sekreteri arıyordu.

“Merhaba tatlım… Yayınevi sahibi sizi aramamı bir görüşme daha yapmak istediğini söyledi. Ne zaman gelirsin?” diye sorunca Mira’nın tekrar kan hücum etmişti beynine.

Bu neydi şimdi? İstediği gibi aşağılayamamıştı da adam tekrar mı görüşmek istiyordu? Gayet sakin bir şekilde kendini kontrol ederek;

“Tekrar görüşmek istemiyorum. Kendi işimi kurup patronunuz gibi biri olmamaya karar verdim. Bu şekilde iletin lütfen. Hoşça kalın.” dedi ve kapattı telefonu cevap bile beklemeden.

Kulağa çok hoş geliyordu. Adı zaten belliydi. Farklı dillerde dünya, okyanus ve sınır anlamlarına gelen kendi adını kullanacaktı;

“Mira Yayınevi” diye mırıldandı gülümseyerek. Kendinden emin ve gururla...


Mavinin Fecri ve Mihrinin Hicranı Yazarı

Yazar ve Şair Betül FIRAT

@paradoks.okur.yazar

02.05.2022

264 görüntüleme0 yorum
PicsArt_02-20-09.41_edited.jpg