Rengi Ne Olursa Olsun Yalan Yalandır

Yazıya tam girmeden önce koyduğum başlığa değinmek istiyorum. Şahsıma sorulursa oldukça manipülatif olduğunu düşünüyorum. Sonuçta hepimiz yalanların kötü şeyler olduğunu ve kullanılmaması gerektiği konusunda hem fikir insanlarız ve beyaz yalanların arkasına saklanmayı etik bulmayız. Eğer bu yazıyı burada yürütürsem bence oldukça monoton ve sıkıcı bir hal alır. Ben daha çok yaşanabilecek bir ahlak sancısı üzerinde doğru yanlış bulvarlarına çarpa çarpa ilerlemek istiyorum. Kim ne derse dersin kafamızı kaldırdığımızda kaç tane baş görüyorsak o kadar farklı ahlak vardır. Her ne kadar ortak kabullerimiz olsa da hepimizin farklı ahlak anlayışları vardır.

Bugünün parıldayan ışığı ise; yalan.

İşleri kızıştırmayı seviyorum ama onun öncesinde beyaz yalanlara değineceğim. Hepimizin kullandığını biliyorum. Bu yazıyı okuyan sen, evet sen. Biliyorum kullanıyorsun. Benden saklamana gerek yok çünkü ilgilenmiyorum ama sonuçta yalanın doğru olmadığını bilmememize rağmen sen, ben ve muhtemelen yolda çevirdiğin insan; hepimiz kullanıyoruz. Bazen kediler bile tezgahtan gizlice kaptığı yemeği fark etmemiz için bize kendilerince beyaz yalanlar söylerler. Bacağımıza sürtünüp dikkatimizi dağıtmaya çalışırlar. Küçük yalanlar bizi elbet eline geçirir. Kimisinin daha da fazla ele geçilir. Sanırım burada tonlarımız daha koyulaşıyor. O ince çizgi nerede tam başlar bilmiyorum. Yani bunun bir ölçme birimi olduğunu düşünmüyorum ama ilişkileri yalanlar üzerine konumlandıran insanların çokta beyaz olduğunu düşünemiyorum.

Gerçi yalanlarımızı masumlaştırmak için beyaz renge sığınmamızı daha da ilginç buluyorum. Yoksa zaten masum mu? Herkesin yaptığı bir şey ortak toplumsal kabule girer. Laf arasında sorulduğunda mükemmel ahlak bekçileri büyük silahlarını çıkarıp savunmaya geçiyor olabilir ama bunların hiçbirine inanmıyorum. Uygun koşulda söyleyebilecekleri yalanlar bütün o yiğit sözlerini alıp süpürüyor. Kelimeler elbet yalan söyler. Doğruyu söyleyenler davranışlardır. Sessiz olup azıcık izlemeyi öğrendiğimizde şahit olabileceklerimiz oldukça ilginçtir. Ya da değildir. İnsan davranışlarına ne kadar ilgi duyduğunuza göre değişir. İlgi duymaktan ziyade birilerinin sizi üzmemesi için de sessizliği tercih edebilirsiniz. Kurnaz olmak her zaman kötü bir şey değil. Sonuçta karşınızdakinin davranışlarına tepkilerine karşılık veriyorsunuz. Burada iyi niyetinizin sınırı önemli.

Şimdi gelelim zurnanın… biliyorsunuz işte oraya.

Bakalım yalanı erdeme çevirecek bir eyleme dönüştürecek bir senaryo uydurabilecek miyim? Amaç herkesi ikna etmek değil. İkna olup olmamak sana bağlı ama sınırını zorlamak için elimden geleni yapacağım.

Hayatın en büyük gerçeği kartını oynuyorum yani ölümü.

Ölmek üzere olan bir insanı düşünelim. İyileşme şansı yok. Ya şöyle böyle yok. Ölecek, bu kesin. Hayatının son zamanlarını şekillendirmek bana kaldığı için çevreyi ben dizayn ediyorum. Kendisi hastanede sürünerek son zamanları geçirmek istemediği için evine dönmüş. İçinde kıpırtılar başlamıştır tabi ki. Hayatın anlamı ne? Ben iyi bir insan olabildim mi? Bu zamandan sonra yapacaklarımın anlamı ne? Eğer inançlı biri ise öldükten sonra ne olacak? Eğer değilse ben öldükten sonra beni istediğim şekilde uğurlarlar mı? İnançsız kişilerde bu gömülme meselesi daha muğlaktır. Bu yüzden ölümden sonra bunu düşünmeleri daha yaygındır. İnançlı insanlar zaten o kısma takılmaz.

Her neyse toplayayım. Bu insanın son anlarını mutlu yaşamasını isteriz. Biz tüm iyi niyetimizi konuşturup bunu cidden dileriz -bu arada dillendirmeden edemeyeceğim. Eğer bu şahıs acı çekmemek için ötanazi ile ölüm isteseydi bütün iyi niyetimiz puf olurdu. Çünkü birilerinin acı çekerek ölmesi veya yaşaması kendi kendinin ölümünü dizayn etmesinden daha erdemli-. Ama küçük bir sorunumuz var. Bu insanın ölümüne neden olan etken. Hayatından en çok değer verdiği insan ilaçlarını karıştırıp hastaya yanlış teşhis konmasına neden olmuş ve bu yüzden gerçek hastalığı çoktan ilerlemiş. Bu kişi bunu neden yapmış sorusunu kenara koyun. Özne ölen kişi. Ölen kişi onun ölümüne neden olan kişiyi çok seviyor ve son anına kadar yanında olacağı düşüncesi onu mutlu ediyor.

Ona gerçeği söyler misiniz?

Mutsuz ve terk edilmiş bir ölüm kulağa pek cazip gelmiyor. Şahsen ben kendim öğrenmek istemezdim. Bir şeyleri bilmenin bilmemekten hep daha iyi olduğunu düşünen bir insanım. Bilince en azında o konuda bir şeyler yapabiliyorum ama bu sonucu ölüm olan bir denkler. Ağır silah çıkarsam da yalanların da toplum ahlakı gibi değişkenler içinde olduğunu aklıma gelen en basit ve algılanabilir örnekle özetlemek istedim. Eminim daha da kafa yorsam bir şeyler çıkar. Biz ne kadar iyinin iyi kötünün kötü olduğunu düşünsek de bazen kavramlar çorbaya dönebiliyor. Ben bunun içinde çıkabilmek için en az hasarın bıraktığı yolu seçmeyi daha doğru buluyorum. Kötünün içinde iyi hesabı.

Bunun arkasına sığınıp yalan güzellemesi yapılmamalı da. Yanlış zamanda yapılan doğru; yanlış, doğru zamanda yapılan yanlış, doğru olabilir.


Gamze Işık TOKDEMİR

14.07.2022

291 görüntüleme1 yorum
PicsArt_02-20-09.41_edited.jpg