SEVGİYİ ERTELEMEK

Güçlü duygular? Peki bunları ertelemek? Acaba en acısı hangisi? O güçlü duygu belki de nefretimiz, ama bu nefreti hissetmek mi bunu ertelemek mi daha kötüdür? Nefret için belki ertelemek daha iyi hissettirir. Pekala bu güçlü duygu aşk olsa? O zaman söylemek mi ertelemek mi daha iyi diye sorulsa... pek tabii söylemek ve ne olacaksa onu yaşamak daha iyi deriz. İnsanlar belirsizlik içeren her eylemden müthiş bir rahatsızlık duyar sonuçta. Bu da söyleyip olacaklara kucak açmanın daha iyi olduğunu düşündürür. Zaman acısız yaşamanın mümkün olmadığı bir çağa doğru kaymışken, insanların birbirine en acımasızca sergilediği eylem; bazı duygularını dillendirmekte ve hatta hissettirmekte gösterdikleri erteleme eğilimi...


Öyle ki bırakın söylemeyi, hissettirmeyi bile bugün yarın öteki gün.. Sonsuz bir döngüde erteleyebildikleri kadar erteliyorlar.

Sevdiğiniz insanları aramak ve konuşmak için neyi beklemektesiniz? Dünyaya bir meteorun yaklaşmasını ve hayatı sona erdirmesini mi? Bu kibir neden?

“O beni aramalı, o bana beni sevdiğini hissettirmeli!”

“Ben geçen gün ona bunu söylemiştim sıra onda!”

Bu gibi söylemlerin insancıl ilişkilere yaptığı baskı ve indirdiği darbenin şiddetini ölçecek bir ölçer metremiz yok maalesef... Beklentilerle dolu aile, arkadaşlık, eş yada iş ilişkilerinin ne kadar sahici olduğuysa ayrı bir muamma! İnsanın, insana yaptığı en büyük kötülük, onu ertelemesi, ötelemesi ve yok sayması değil mi? Karşılıklı anlayışın olmadığı bir dünyada, bir de sevgi sözcüklerini söylemeyi erteliyoruz. Belki de esas yıkıcı olan budur. Belki de karşımızdaki kişiden çok kendimize karşı beslediğimiz kinin en öngörülebilir belirtecidir. Nefret demiştik yazının en başında, bu erteleme durumu kendimize olan nefreti de perçinlemez mi? İnsan ertelediği her şeyden bizzat mesuldür. Bazı sözcükler mezar taşına söylenmek için fazla naif...

Severken bunu söylememenin mantıklı bir izahını bulamıyorum şahsen içimde... ama kime onu sevdiğimi söylesem, hep daha fazla suistimal edildiğimi hissettim hayatım boyunca... Bunu neden yapıyoruz? Buna dair bir fikriniz var mı? Neden sevdiğini söyleyen kişi karşısında inanılmaz mutlu hissetmemize rağmen; sevgiye doyumsuz olup kaynağına zarar veriyoruz? Bu işte asıl acımasız yanımız. Bize gösterilen ve ertelenmeyen güzelliklerin katili olmasak daha yaşanılabilir bir hal alır sanki dünya.


Bir de şu var; biz bunu yaptığımız için herkes bir şeyleri ertelemeye başlamıştır belki de. Bu davranışın ucu bucağı, başı sonu da yok üstelik! Birbirinin peşi sıra gelmekte ertelenen duygular... önce birini söylemekten kaçınıyoruz, sonra bir yenisi geliyor; sonra bir başkası için hissettiklerimize pranga vuruyoruz, en azından başka bir zaman söylemeyi düşünerek. Ama bu ertelemeler çoğu zaman hiç söylenmemiş sözcükler olarak içimizde hep bir köşede kalıyor. Tıpkı suçsuz yere ceza almış bir çocuk gibi dizlerini karnına çekmiş kollarını bacaklarına dolamış ağlamaklı gözlerle içimizden gözlerimize bakıyor. “Benim suçum ne?” der gibi... Yaşamak, yaşamak deyip duruyoruz. Özünü anlamaya çalışmadan, gerekliliklere gözlerimizi kapatarak. Sonrasında sanki hakkımız varmış gibi serzenişte bulunarak! Güzel yaşamak için öncelikle erteleme eğilimi göstermeden bize yansıtılan duyguları kibirsizce kucaklamalıyız. Merak etmeyin dudaklar aşınmıyor tebessüm edince. Yine bundan sonrasında ise ertelemeyi bizim de bırakmamız gerekiyor; karşımızda bize mutluluk bahşetmiş olan insana bir tatlı sözü çok göremeyiz değil mi?


Ne çok bahsettik ertelemekten...Artık bahsi bile geçmesin... En yakınınızda kim varsa sarılın, söylemeyi ertelediğiniz içinizde suçlu gibi bir köşeye attığınız ne varsa kulağına fısıldayın.. Bunu karşılık beklemeden yapın...


Selda OZAN KURUÇAY

04.07.2022


276 görüntüleme0 yorum
PicsArt_02-20-09.41_edited.jpg