Yarası Gitti İzi Kaldı

İnsanın yüreğine işleyen sözler vardır. Ya tatlı bir nağme ya hoş bir sedadır duyduğun. Kimisi kalbe ağır kimisi de ruhu hafifletir.

Radyoya kulağını verdiğinde tam da böyle hissetmişti Mavi. Teknoloji istediği kadar gelişsindi. O şiirlerin ve şarkıların tadını cızırtılı radyosu olmadan alamıyordu. Beklediği vakit gelmiş ve odasına çekilmişti. Şimdi O'nun kendi saatiydi. Bir parça hüzün ve bir parça huzur hissediyordu. Mavi işinde ne kadar başarılı olursa olsun ya da hayatı ne yönde giderse gitsin en büyük zevkiydi "İz Bırakan Kalemler" programı. Gecenin bir yarısı başlardı program ayda bir. Mavi de uykuya inat; hayallerini, rüyalarını bir geceliğine rafa kaldırırdı. İlk şiir "Hasretinden Prangalar Eskittim" idi. Radyoyu dinlerken bir yandan da ezbere bildiği şiire eşlik ederdi. Gençliğinin baharında derin bir hisle birlikte dinlerdi yine bu satırları. Gözlerine engel olamaz ve dökülürdü inci taneleri.

Ne vakittir bu kadar hassas olduğunu unutmuştu. İçinde tutmaya çalıştığı ne kadar duygu varsa dinledikleriyle kalbine hücum ederdi sanki. Dalardı gözleri karanlığın koyusuna. Düşünüyordu geçmişi tabi ki. Yüzünde güller açtıran o saf aşkı yoktu bugün. İçindeki tüten hasreti anlatmaya meramı yoktu Mavi'nin. Yıllar geçmişti üzerinden. Başka bir aşka yelken açmayı hep reddetmişti. Ne yana dönse Umur'un gözleriydi, ne işitse yine onun sözleri çınlardı kulaklarında. Ayda bir bu programı dinler dinler yad ederdi eski günleri. Onun dışında da çalışırdı. Düşünmeye vakit kalmasın da kendini derin çukurlarda bulmasın diye hep çalışırdı. Zaten bu şekilde başarılı olmuştu.

Gece en sevdiği program ve en sevdiği saatte yine aksatmamıştı hayata mola verip dilediğince hüzünlenmeyi.

Garip gelirdi Mavi'ye yıllar öncesinin dizeleri nasıl da dokunurdu içine. Sevdiği adam ona "Hasretim" demeseydi belki bu kadar dokunmayacaktı dinledikleri. Kalbine mühür gibi işlenmişti sözler. İnsanlar gerçek aşkı bilmedikleri ve anlamayacakları için de dile getirmezdi hiç. Hafta sonu ziyaret etmeyi düşündü O'nu.

Bir elinde radyo ile uyanmıştı uykusundan. Elindekini ait olduğu köşesine bırakınca günlük hayatına kaldığı yerden devam etti. Günlük koşturmaca, zamanı doldurma, yaşıyor rolü yapmaya devam etti. 

Günler geçiyordu ama Mavi ne yaşıyormuş gibi hissediyordu ne de zevk alıyordu bir şeyden. Umur’un yerine bir şey koyamıyordu. Çalışırken kendini iyi hissetmese içindeki ağırlığa dayanamazdı.

Sonunda dayanamadı Umur’u ziyarete geldi. Söz vermişti göz yaşı dökmemeye. Mezarın başına gelince yine de tutamadı kendini. İçinden bir şeyin koptuğunu hissetti. Eski anılarla avunarak, güzel günlerini düşünerek birkaç saat dikildi Umur’un mezarı başında. Ne kadar uğraşsa da başka bir aşk sığmıyordu içine.

Umur'la bir yaz tatiline çıktığı zamanı hatırladı Mavi. Tekne turuna çıkmak istemişlerdi. Güzel geçen vakitleri uğursuz bir gün olarak kazınmıştı aklına Mavi’nin. O gün tekneden düşmesiyle kaybetmişti hayatının anlamı olan Umur’u. Asla unutmayacağına kendi kendine yemin etmişti. Hayata da denize de küsmüştü Mavi. Hayatının geri kalanında ne tatile gitti ne de deniz görmek istedi.

Bir gece uyur uyanık Umur’u gördüğünü sandı. Karşılıklı konuşmuşlardı tüm gece. “Bensiz devam etmenin yolunu bulmalısın, çünkü sen hala hayattasın.” demişti Umur Mavi'ye. Mavi ne kadar itiraz ederse etsin hep aynı şeyleri söylüyordu sevgilisi. Sabah uyandığında rüyasında ağladığını anlamıştı. İçinden mırıldanmaya başlamıştı “Hadi gel… hadi gel ay karanlık…” şarkısını.

Bundan sonraki hayatı hep özlemle geçecekti anlamıştı Mavi. İçi biraz olsun soğumuştu artık. Şarkılar ve şiirler eşlik ediyordu yalnızlığına. Biraz daha iyi hissediyordu iz bırakan cümlelerle ama kendi yarası gitti izi kaldı geriye.


Betül FIRAT

08.08.2022

301 görüntüleme0 yorum
PicsArt_02-20-09.41_edited.jpg